26 Kasım 2015 Perşembe

Metis Ajandası

"Metis ajandası var mı?"
Girne'de aceleyle girdiğim kırtasiyede çalışan kıza sorduğum bu soru kızı şaşırtmışa benziyordu.
"Ajanda mı?"
"Hayır, Metis ajandası."
Anlamamış gibi baktı suratıma.
"Ajanda yani."
"Hayır, ajanda değil. Metis ajandası."
Şaşkınlığını sürdürerek etrafına bakındı, ben de bakındım. Bir başka görevli görse beni ona yönlendirecekti ama kimseyi göremedik. Çaresiz,
"Ajandalar bölümü şu tarafta, orada bulabilirsiniz." dedi. Eliyle gösterdiği yönden çok tırnaklarındaki oje ilgimi çekti. Zevkli bir kızdı. Pembe ojesi, pembe desenli bluzu ve kol saatiyle hoş bir uyum oluşturmuştu. Aksanından Kıbrıs'ın yerlisi olmadığı anlaşılıyordu. Düzgün bir Türkçesi vardı. Beni başından  savmaya çalışır bu halleri gözümden kaçmadı. "Hayır" dedim, "Fazla vaktim yok. Siz bulsanız?"
"Ne bulsam?"
"Metis ajandası."

Beni başından atamayacağını anlamış gibiydi. Ajandalar bölümüne yürüdük beraber, o önde ben arkada. Orada gördüğü görevliye can havliyle sarıldı. Az önce ajandalar bölümünü gösteren pembe tırnaklar bu kez beni gösteriyordu. Eliyle beni işaret ederek,
"Pelin" dedi, "Bu bey ajanda istiyor. Ona yardımcı olabi...
"Ajanda değil, Metis ajandası!"
"Evet evet, Metis ajandası."
Kızlar Metis ajandasının ne olduğunu bilmiyordu. Halbuki Metis yayınlarının çıkardığı küçük bir defterdi. Askerde yaşadıklarımı ve düşücelerimi yazmak için almak istemiştim. Kızların bu halleri de biraz hoşuma gitti açıkçası, ilk kız bulamadığında çıkıp gidebilirdim ama biraz sürdürmek istedim bu arayışı.
Pembeli kız gitti, artık Pelin'le arayışımıza devam ediyorduk. Devam ediyorduk ama arama, her geçen saniye biraz daha umutsuz bir hal alıyordu. Pelin bir ara "Ajandalar arasında çok çeşitli ürünler var ama sizin aradığınız yok galiba" dedi sessizden... Reyonun arkasında bulunan ve bu sessiz yakarışı duyan, yaka kartından isminin "Hakan" olduğu anlaşılan bir "bıyıklı" yaklaştı.
"Ne arıyorsun Pelincim?" (Ooo..  Pelincim falan... Bıyıklıya bak alskskdjks)
"Bu bey ajanda istiyor ama bulamıy
"Ajanda değil, Metis ajandası."
"Dur bir de ben bakayım" dedi bıyıklı ve rafları hızla didiklemeye başladı. Başını raflardan kaldırdı ve ameliyattan yeni çıkmış, kötü haberi verecek olan bir doktor edasıyla başını sallayarak (ulan altı üstü ajanda aradın, ne bu pozlar? sksjdksk) "Maalesef beyefendi, Metis ajandası bizde yok." dedi.
"Peki, teşekkür ederim. Kolay gelsin." diyerek bıyıklıyı Pelinciğiyle başbaşa bıraktım.

Çıkış kapısına yöneldim. Kapının sağında "Dilek ve önerilerinizi bizimle paylaşabilirsiniz." yazan bir kutu vardı. Kutunun önünde duran küçük kağıtlardan birine "Metis ajandası yok. Nasıl olmaz? Edinin." yazıp kutuya attım.
Kapıdan çıkarken Pelin ilk kızın yanına gelmiş, benim çıkışımı seyrediyorlardı. İçimden mırıldanarak çıktım: "Metis ajandası yokmuş. Nasıl olmaz?!"

Bu Metis ajandası arayıp da bulamama hadisesi bana İstanbul'daki bir anımı hatırlattı. Akşam saatlerinde, açık havada bir mekanda oturuyoruz. Tabi yine nargile var :)) Hava serin. Ben de üşüdüm biraz, görevliden şal isteyeceğim. Görevliyle aramızda şöyle bir diyalog yaşandı:
"Affedersiniz, şal var mı?"
"Ne şalvarı abi?"
?
"Şalvar değil kardeşim, hani üşüyünce omzumuza atıyoruz ya. Şal, şal!"
"Ha şaaalll. Olmaz mı abi, getiriyorum hemen." :D
(Bu diyaloğun bir benzerine Güldür Güldür'de rastladım geçenlerde. Çok fena dejavu yaşadım :d)
Bu da böyle bir anımdır. Ahh ulan... Özledik be. Valla.


(30.10.2015)

2 yorum:

Hatice Hayal dedi ki...

Ay gülmekten öldüm. Şalvar he ahahahaha :D :D :D

Unknown dedi ki...

Bu ânı yaşarken komikti, anlatınca da komik olmuş :D