26 Kasım 2015 Perşembe

Bir Öğretmenin Askerlik Notları - 2

Selam.

Şafak olmuş Seda Sayan, dayan yüreğim dayan dlksldkdkdj
Böyle bir giriş yaptığım için özür dilerim. Askerde böyle şeyler öğreniyor insan. Hâlâ Kıbrıs'tayım, değişen bir şey yok. Yine kısa kısa izlenimlerimle devam ediyorum.

* Kıbrıs hâlâ çok sıcak. Sizin fotoğraflarınızı görüyorum, mont giymeye başlamışsınız, yağmurlar filan. Biz hâlâ gündüzleri klima çalıştırıyoruz. O kadar sıcak. "Kıbrıs'ta yaz bitmiyor" tespitim boşuna değilmiş.

* "Kısa dönem askerlere neden poşet denir?" sorusuyla başlamak istiyorum. Teşekküler.
Bize "poşet" diyorlar, yakıştırdıkları şey bu: poşet. Neden böyle söylüyorsunuz diye sordum, nedenini bilen yok. Araştırdım. Bu hususta birkaç rivayet var. Mesela;
Rivayet odur ki,
Bir kış günü yağmur çamurda yapılan eğitim, mıntıka vs sırasında bizim kısa dönem askerler "Aman botlarımız kirlenmesin!" demişler ve botlarına poşet geçirmişler. Botları kurtarmışlar ama uzun yıllar sürecek bir "poşet furyasına" sebep olduklarının farkına varamamışlar. Götler!

* Askerde benim mantığıma sığmayan birçok şey var. Bir tanesi mesela,
Askerdeki rütbeli tayfasında "Askerin saçı ne kadar kısa olursa ondan o kadar iyi asker olur" kafası var. Nasıl kafa ama? Pırıl pırıl. 2,5 aylık askerim, 7 kez saç tıraşı oldum (Yazıyla "yedi"). Her sabah sakal tıraşı oluyoruz zaten, 10 günde bir de saçımızı kesiyorlar.
Geçen gün atışa gittik. 200 metre mesafeli atış yaptık, 3'te 3 vurdum ben. Dönüşte bölükte komutan benim favorilere taktı. Çok uzunmuş, hemen kesecekmişim. Askerin favorisi o kadar uzun olur muymuş? Ama az önce 3'te 3 vurdum ben? (Ve o kadar askerin arasında sadece 2 kişi 3'te 3 isabet sağlayabildi. Büyük başarıydı yani.) Ama yoook. Favori daha önemli komutanlar için. Kıldan tüyden şeyler burda askerliğin önüne geçmiş durumda. Gel de deli olma!
Bir gün çıkıcam komutanın karşısına "Ulan" dicem! "Zaten askerlik adına pek bir şey yaptığımız yok. Ne terör sorunu, ne bir çatışma ortamı var burda. Siz rütbeliler için de geçerli bu, rahat bir askerlik yapıyoruz. Hâl böyle iken askerin yararına olacak şeyler yaptırın. Askerlere her gün sakal tıraşı olmayı zorunlu tutuyorsunuz, hiç olmazsa her gün diş fırçalamayı da zorunlu tutun. Millet kiremit gibi dişlerle geziyor ortalıkta. Gençler diş fırçalamıyor, kitap okumuyor. 10 günde bir saç tıraşı olmayı zorunlu tutacağınıza 10 günde bir kitap bitirmeyi zorunlu tutun. Bari bir faydanız olsun insanlara!"
Bu yazdığımı yapabilirim. Yaparsam eğer sonuçlarını yine buradan paylaşırım sizlerle. :D

* Bu arada Kürtçede "ğ" harfi yokmuş.

* Allah zora düşürmesin kimseyi. Bunu burada çok iyi anlıyor insan. Mıntıka temizliği yapıyorum bir gün, arkamda biri dolanıyor tıpır tıpır. Baktım, Yusuf. "Öğretmen" dedi, (Bana burda 'öğretmen' diyorlar) "Sigara izmaritlerini atma, bir yerde biriktir. Bana lazım onlar."
"N'aapıcaksın izmaritleri?" dedim. "Boş ver sen" dedi, "Atma, bana bırak."
Dediğini yaptım, izmaritleri toplamadım. Temizliği bitirdim, Yusuf'u seyretmeye koyuldum. Yusuf bütün izmaritleri tek tek topladı, söndürüldükten sonra diplerinde kalan tütünleri özenle beyaz bir kağıda boşalttı. Olduğu kadarıyla onu sardı ve ortaya yarım sarma sigara çıktı. Topladığı tütünler ancak yarım dal sigara edebilmişti.
Vücuduna nikotin girmeyeli de uzun zaman olmuştu sanki. Hırsla çaktı kibriti, ilk nefeste yarılandı zaten yarım olan sigara. Bir nefes aldı, dolu. Bir nefes, kendini öldüresiye. Gözlerini, ağzını yummuş, soluk almaktan çekiniyordu. Soluk alayım derken dumanın zerresi kaçarsa ya! Gözlerini açtı ilkin, ardından dumanı istemeye istemeye bıraktı. Ağzından hala dumanlar çıkarken,
"Yaa işte." dedi. "Ne oldum demicen bu hayatta öğretmen. Ne olucam dicen."


(23.10.2015)

0 yorum: