26 Kasım 2015 Perşembe

Dalkılıç vs Winehouse

AŞTİ'deyim. Yorucu bir Ankara gününün ardından saat 10'daki otobüsümün kalkmasını bekliyorum. Dışarılarda yürüyorum biraz, biraz kitap okuyorum... Zaman geçmek bilmiyor. Benim otobüsümün etrafında dolanan hoş bir kız var. Siyah bir tayt giymiş, mavi tişörtünün parıltılı deseni göz alıyor. O da benim gibi bir ileri bir geri gidip geliyor. Bu gidiş gelişlerimiz sırasında defalarca birbirimizin yanından geçiyoruz ama o beni fark etmiyor. Kulaklığından dışarı taşan müziğin ("Ayarı yok harbi, kırk yılda bir gibisin" diyen Murat Dalkılıç'ın sesini en az onun kadar ben de duyuyorum) ritmine kendini kaptırmış, volta atmaya devam ediyor. Ama neden fark etsin ki beni? Askerî birliğimden yeni çıkmışım, kısacık ve biçimsiz saçlarım var, sürekli güneşin altında yapılan eğitim ve yürüyüşlerin sonucunda Fedon gibi yanmış, kızarmış biriyim o anda. Ben olsam ben de dönüp bakmam böyle bir tipe. Bayan Dalkılıç'a hak veriyorum.

Bu kızı gözüme kestiriyorum. Ama kız nasıl güzel anlatamam. İnanılması, anlatılması güç; doğal bir güzelliği var. Kalemle çizilmiş gibi kaşları filan... Siyah göz kalemini kaşına doğru uzatmış, bu da zaten büyük olan gözlerini iyice ön plana çıkarmış. Başka da makyajı yok, varsa da bu kadarı fark edilebiliyor.
"Allah'ım" diyorum, "İnşallah aynı otobüse bineriz." Kafaya koyuyorum, ben bu kızla tanışmalıyım.
Fakat önce buralara nasıl geldim, onu anlatayım.

Ankara'dayız. Askerliğin "acemilik" diye adlandırılan eğitim safhası bitmiş, aradaki birkaç günlük boşluğu Ankara'yı gezerek değerlendirelim istedik. Badi'm Ertuğrul'la Kızılay'da volta attığımız zamanlar... Kitap almamız lazım, D&R tarzı bir yer arıyoruz, yok! Kızılay Avm'ye giriyoruz, küçük bir kitapçı var. Özlemişiz kitapçı gezmeyi, kitapçı gezmeyi seviyoruz biz. Koyun mesela beni D&R'a, yemeğimi suyumu verin. Günlerce gıkımı çıkarmadan yaşayabilirim. Neyse... Kitapçıdan 4 kitap ben alıyorum, 2 kitap Ertuğrul alıyor ve çıkıyoruz.

Koca Kızılay'da güç bela bir nargile kafe bulup oturuyoruz. Ertuğrul benim kadar düşkün değildir ama nargile benim hayatımda çok önemli bir enstrüman. Duyduğum en değerli tınılardan biridir nargile fokurtusu. Yalnızca içine duman çekmekten ibaret zevk verici bir unsur değil bir tutkudur. (Beni tanıyanlar bunu çok iyi bilirler :D) Yabancı bir kentin yabancı bir mekanında oturuyor olmaktan duyduğumuz rahatsızlığı nargile fokurtularıyla bölmeye çalışıyoruz. Bu arada da aldığımız kitapları inceliyor, iç kapak sayfasına adımızı, aldığımız yeri yazıp tarih atıyoruz. Bu bir ritüeldir bizim için, aldığımız her yeni kitapta bunu yaparız. Aldığım 4 kitap arasında en çok 72. Koğuş'a özen gösteriyorum. İlk onu okuyacağım.

Ertesi gün Ertu'yla yollarımız ayrılıyor ve ben Ankara'dan çekip gitmek durumunda kalıyorum. İşte bu sebeple AŞTİ'deyim. Otobüsümün hareket saati geliyor, bagajımı en son verip otobüse yöneliyorum. Fakat o da ne? Bayan Dalkılıç da benimle aynı otobüse binecek galiba. Tam önümde yürüyor. Bu kez kulaklığından dışarı Amy Winehouse'un çığlıkları yayılıyor.  Otobüsün merdivenlerini arka arkaya çıkıyoruz. Artık iyice kafaya koyuyorum: Ben bu kızla konuşmalıyım.


(09.10.2015)

0 yorum: