kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Aralık 2015 Pazar

Sıkça Sorulan Sorular

Askerde geçirdiğim süre boyunca en çok sorulan soruları toparladım. Sonuna kadar oku, benimle konuştuysan eğer sen de kendi sorularını bulabilirsin bu yazıda.

*

Aaa! Sen askerde misin?

Hâlâ bu soruyu soran insanlar var, inanabiliyor musun? :d E yuh artık! Valla yuh! Buradan onca fotoğraf paylaşmışım, onca yazı yazmışım. Aylardır ortalarda yokum ve hâlâ bu soruyu sorabiliyorlar.

*

Nerede askerlik yapıyorsun?

Kıbrıs'ta. Güzelyurt'ta. Lefke bölgesinde. Gelcen mi?

*

Nasıl, zor mu askerlik?

Doğu'da veya Güneydoğu'da yapıyor olmak kadar zor değil tabi Kıbrıs'ta askerlik yapmak. Öyle yıpratıcı zorluklar yaşamadım şu ana kadar ama askerlik yani sonuçta. Askerliğin kolayı olur mu?

*

Şafak kaç?

:D Söz konusu askerlik olur da bu soru sorulmaz olur mu? Şafak her gün değişiyor. O yüzden çıkış tarihimi vereyim, merak eden ona göre hesaplasın. 26 Ocak'ta bitiyor askerliğim.

*

Tüfek sıktın mı hiç? 

G3 adı verilmiş bir tüfek var, piyade tüfeği deniyor ve her askere bu silahtan zimmetleniyor. Dünyanın en sikko silahı yemin ediyorum. Çünkü eski, en az 30 yıllık. Şarjörü 20 mermi alıyor ama 3 mermi attıktan sonra tutukluk yapıyor. Öyle de acayip bir geri tepme kuvveti var ki... O silahla ayakta ateş etmek mümkün değil. Ayakta ateş edersen g.tünün üstüne oturursun. Ve bu silah için "piyadenin temel muharebe silahı" deniyor. Yani bir çatışma durumu olsa çatışmaya bununla gireceğiz. Kafadan öldük yani. Bu silahla çatışmaya girmek, kelimenin yan anlamıyla intihardır.
Şimdi soruya gelelim. Hiç tüfek sıktım mı? Sıktım. Çok sıktım hem de. Bölüğün nişancısı oldum ve atış denetlemelerine katıldım. Normalde burada bir asker 6 ila 11 mermi arasında mühimmat harcayarak askerliği bitiriyor. (Bunların hepsinin kaydı tutuluyor.) Ben tam 130 mermi harcamışım. Diğer askerler can atıyor atış yapmak için. Eğlenceli bir iş çünkü silah sıkmak ama ben illallah ettim artık! Sağ omzum çürüdü atış yapmaktan!

*

Kitap okuyabiliyor musun?

Yazdığım ilk yazıda da anlatmıştım bunu. Elbette okuyabiliyorum. Gün içinde mutlaka kitap okumaya zaman ayırmaya çalışıyorum. Bu her zaman mümkün olmayabiliyor tabi ama kitap okumadığım günler kendimi rahatsız hissediyorum. 3 Ağustos'ta başladı askerliğim, askerde toplam 23 kitap okudum ve bu 23 kitaptan 20'sini Kıbrıs'ta okudum.

*

Su sıkıntısı var mı? Banyo yapabiliyor musun?

Bunu da sordular :d Su sıkıntımız yok arkadaşlar, istediğimiz zaman da banyo yapabiliyoruz. Tek sorun havaların soğuması ve banyolarda ısıtıcı bir düzeneğin olmayışı. Askeriye burası, banyolar büyük. G.tümüz donuyor kardeşim! (gerçek anlamda)

*

Hocam, askerde rütbeniz ne?

Bunu siz de sordunuz, öğrencilerim de sordular. Birçok kez soruldu hem de. :)) Rütbem neymiş? General amk :d Ne olacak? Askerim işte ya. Bildiğin asker. Er. Piyade er. Bir onbaşı bile yapmadılar. Burada kısa dönem askerlere paye vermiyorlar. Hep uzun dönemlerden çıkıyor onbaşı ve çavuşlar. Er'likte rütbe sahibi olmak zeka gerektirmiyor yani. Diğer tüm askeri rütbeler gibi. (incee)

*

Nasıl bu kadar rahat telefon kullanabiliyorsun?

Kim söylüyor telefon kullanma konusunda rahat olduğumu? Ben kimseye "Çok rahat telefon kullanabiliyorum" demedim. Deyim yerindeyse kelle koltukta telefon kullanıyorum. Yakalanma riski yüksek, etrafta çok sayıda komutan var. Ayrıca şarj etmek büyük sıkıntı. Bütün prizler meydanda ve telefonu şarja taktığın zaman sürekli çevresinde olmalısın ki bir tehlike durumunda hemen telefonu oradan alabilesin. Öyle kolay, öyle rahat değil yani askerde telefon kullanmak. Yalnızca nöbete çıktığım zaman rahatça telefon kullanabiliyorum, o da şarjı yettiğince.
Peki telefonu yakalatırsam ne olur? Yakalatırsam telefonuma el konur ve ceza alırım (muhtemelen çarşı izninin iptal edilmesi gibi bir ceza olur bu da). Çarşı izni neyse de telefonsuz kalmak çok kötü olur. Öyle işte ^.^

*


Askerdeyken en çok neleri özledin?

Bu soruya ailemi özledim, evimi özledim vs gibi genel-geçer cevaplar vermicem. Mesela... Karanlık bir güne yağmur sesiyle uyanmayı özledim. Evimin içinde pofuduk terliklerle dolaşmayı özledim. Dışarı çıkarken şemsiyemi yanıma almayı, ısınmak için sıcak çikolata içmeyi özledim. Kapüşonlu sweat giymeyi özledim. Balık yemeyi, Pes oynamayı, nargile içmeyi, öğrencilerimle halı sahada maç yapmayı özledim.

*

Ben İstanbul'u çok özledim.

26 Kasım 2015 Perşembe

Dalkılıç vs Winehouse

AŞTİ'deyim. Yorucu bir Ankara gününün ardından saat 10'daki otobüsümün kalkmasını bekliyorum. Dışarılarda yürüyorum biraz, biraz kitap okuyorum... Zaman geçmek bilmiyor. Benim otobüsümün etrafında dolanan hoş bir kız var. Siyah bir tayt giymiş, mavi tişörtünün parıltılı deseni göz alıyor. O da benim gibi bir ileri bir geri gidip geliyor. Bu gidiş gelişlerimiz sırasında defalarca birbirimizin yanından geçiyoruz ama o beni fark etmiyor. Kulaklığından dışarı taşan müziğin ("Ayarı yok harbi, kırk yılda bir gibisin" diyen Murat Dalkılıç'ın sesini en az onun kadar ben de duyuyorum) ritmine kendini kaptırmış, volta atmaya devam ediyor. Ama neden fark etsin ki beni? Askerî birliğimden yeni çıkmışım, kısacık ve biçimsiz saçlarım var, sürekli güneşin altında yapılan eğitim ve yürüyüşlerin sonucunda Fedon gibi yanmış, kızarmış biriyim o anda. Ben olsam ben de dönüp bakmam böyle bir tipe. Bayan Dalkılıç'a hak veriyorum.

Bu kızı gözüme kestiriyorum. Ama kız nasıl güzel anlatamam. İnanılması, anlatılması güç; doğal bir güzelliği var. Kalemle çizilmiş gibi kaşları filan... Siyah göz kalemini kaşına doğru uzatmış, bu da zaten büyük olan gözlerini iyice ön plana çıkarmış. Başka da makyajı yok, varsa da bu kadarı fark edilebiliyor.
"Allah'ım" diyorum, "İnşallah aynı otobüse bineriz." Kafaya koyuyorum, ben bu kızla tanışmalıyım.
Fakat önce buralara nasıl geldim, onu anlatayım.

Ankara'dayız. Askerliğin "acemilik" diye adlandırılan eğitim safhası bitmiş, aradaki birkaç günlük boşluğu Ankara'yı gezerek değerlendirelim istedik. Badi'm Ertuğrul'la Kızılay'da volta attığımız zamanlar... Kitap almamız lazım, D&R tarzı bir yer arıyoruz, yok! Kızılay Avm'ye giriyoruz, küçük bir kitapçı var. Özlemişiz kitapçı gezmeyi, kitapçı gezmeyi seviyoruz biz. Koyun mesela beni D&R'a, yemeğimi suyumu verin. Günlerce gıkımı çıkarmadan yaşayabilirim. Neyse... Kitapçıdan 4 kitap ben alıyorum, 2 kitap Ertuğrul alıyor ve çıkıyoruz.

Koca Kızılay'da güç bela bir nargile kafe bulup oturuyoruz. Ertuğrul benim kadar düşkün değildir ama nargile benim hayatımda çok önemli bir enstrüman. Duyduğum en değerli tınılardan biridir nargile fokurtusu. Yalnızca içine duman çekmekten ibaret zevk verici bir unsur değil bir tutkudur. (Beni tanıyanlar bunu çok iyi bilirler :D) Yabancı bir kentin yabancı bir mekanında oturuyor olmaktan duyduğumuz rahatsızlığı nargile fokurtularıyla bölmeye çalışıyoruz. Bu arada da aldığımız kitapları inceliyor, iç kapak sayfasına adımızı, aldığımız yeri yazıp tarih atıyoruz. Bu bir ritüeldir bizim için, aldığımız her yeni kitapta bunu yaparız. Aldığım 4 kitap arasında en çok 72. Koğuş'a özen gösteriyorum. İlk onu okuyacağım.

Ertesi gün Ertu'yla yollarımız ayrılıyor ve ben Ankara'dan çekip gitmek durumunda kalıyorum. İşte bu sebeple AŞTİ'deyim. Otobüsümün hareket saati geliyor, bagajımı en son verip otobüse yöneliyorum. Fakat o da ne? Bayan Dalkılıç da benimle aynı otobüse binecek galiba. Tam önümde yürüyor. Bu kez kulaklığından dışarı Amy Winehouse'un çığlıkları yayılıyor.  Otobüsün merdivenlerini arka arkaya çıkıyoruz. Artık iyice kafaya koyuyorum: Ben bu kızla konuşmalıyım.


(09.10.2015)

Bir Öğretmenin Askerlik Notları

Kıbrıs'tayım. Güzelyurt'ta. Kısa  dönem askerliğimin bitmesine 4 ay var. Size biraz askerlik izlenimlerimi aktarayım.

Kıbrıs çok sıcak. 4 Eylül'de geldim buraya ama Kıbrıs'ta yaz bitmiyor. Hatta yaz yaz bitmiyor. Bazen o kadar sıcak oluyor ki bölükte g-string'le dolaşıyoruz. Neyse ki 11 asker, 2 komutandan oluşan küçük bir birliğiz de çok sorun olmuyor bu durum. :D (Evet, 13 askerden oluşan bir karakol burası. Çok şeker bir birliğimiz var.)

Bir askerin yapması gereken şeyler neyse onları yapıyorum, şimdi tek tek sıralamicam. Hiçbir şey koymuyor da bulaşık yıkamak koyuyor be hafız. Valla. 13 askerin bulaşığını yıkamak koyuyor. Ben ki bulaşık yıkamaktan nefret ettiğim için İstanbul'da evimi düzerken televizyondan önce  bulaşık makinesi almış adamım. Ama burda emir demiri kesiyor, yıkıyorsun. Yıkayacaksın. Mecbursun.

Yemekler berbat, asker yapıyor çünkü. Yenmiyor. Sürekli açım. Geldiğimden bu yana açım. Hiç doyduğumu hatırlamıyorum. Burada kesin zayıflayacağım. KESİN! 67 kilo geldim buraya, 60'ın altına düşmesem bari. Evet, bahisleri açıyorum sksjshhfkd Askerden döndüğümde olacağım kilo ve oranlar aşağıdadır:
70 : 12.00
69 : 8.00
68 : 3.60
67 (değişmez) : 2.90
66 : 2.25
65 : 2.10
64 : 1.95
63 : 1.80
62 : 1.65
61 : 1.50
60 : 1.35
Yuh amk daha fazla da düşmezsin! : 1.25
Daha fazla düşersen yüzüne bakılmaz olursun zaten! : 1.10
Allah belanı vermiş! : 1.05

Buradaki askerlerin en büyük meşgalesi sigara. Askerde sigara içmeyeni dövüyorlar. 13 kişiyiz, 8'i içiyor. E ucuz da tabi pezevenk, Parlıament'in kartonu 27 lira. Türkiye'de paketi 11 lira mı neydi, düşün işte. İçmeyen adamı bile sigaraya başlatırlar! Özendiriyorlar ya! 2,7 liraya Parlıament mi olur lan? Kent Switch 1,6 lira! Yemin ediyorum askerde de sigaraya başlamazsam ömrüm boyunca da başlamam. Ama bi' ara nargile içer miyiz?

Askerde "amk" nokta anlamına geliyor. ( . ) Cümlenin sonuna "amk" getirmezsen eğer o cümle eksik kalıyor. Askerler için Türkçe cümlelerde öge dizilişi "Özne + tümleç + yüklem + amk" şeklinde.
Ör:  "Bölük komutanı dün beni yanına çağırdı amk."

Yumuşacık sakallarım vardı benim askere gelmeden önce. Buraya geldik, her sabah tıraş ola ola ola ola kazık gibi oldu sakallar!!

Kürtçede "ğ" harfi yok galiba. Buna burada iyiden iyiye kanaat getirdim.

Neyse işte, ben de kitap okuyorum fırsat buldukça. Onlar fırsatını bulunca ceplerinden sigara paketini çıkarıyorlar, bense kitabımı çıkarıyorum. Daha şimdiden 8 kitap bitirdim askerde. Kitap okumayı severim ben. Kitap okumak güzeldir. Çok kitap okurum (selam kızlar :D)
Eğer beni ziyarete geleceksen bana sigara getirme, kitap getir. Yazarından imzalı olmasına gerek yok, kitap getir. Yeter.

Neyse tekrardan... Uzun lafın kısası sevgili okur, bu şekilde geçiyor günler. Her şeyi yapabilirler ama zamanı durduramazlar. Bitecek helbet! :)

Adettendir. $: 120 :D


(02.10.2015)