Girne etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Girne etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Şubat 2016 Pazar

Teşekkürler

Birçoğunuzun bildiği üzere askerlik görevimi bitirmiş ve İstanbul'a dönmüş bulunuyorum. Bu yazı, askerlik görevim boyunca benimle iletişimde olup bana her fırsatta varlığını hissettiren güzel insanlara ithafen yazılmıştır.

*

Önce üniversitede sınıf arkadaşım, sonra ev arkadaşım, ardından meslektaşım ve en sonunda da asker arkadaşım olan tertibim Ertuğrul'a...

*

Gerek askerliğimin ilk ayağı olan Ankara'da, gerekse esas ayağı olan Kıbrıs'ta her fırsatta benimle konuşan, bana kitap göndermeyi teklif eden ve  blogda yazdığım Metis ajandası yazısı üzerine taa Kıbrıs'a Metis ajandası gönderen Ayşenur'a...

*

İstanbul'daki işlerimde elim, ayağım olan; Kıbrıs'a gönderdiği kitaplarla o sıkıntılı günleri daha rahat geçirmemi sağlayan ev arkadaşım Hasan'a...

*

Askerin halinden anlayan, bana kitap göndermek isteyen ve askerlik görevim boyunca (deyim yerindeyse) benimle beraber askerlik yapan Gülşen'e...

*

Aynı mahallede büyüdüğüm, ardından meslektaş olduğum, şimdi ise tertip olup askere beraber gittiğim yoldaşım Fatih'e... (Bir de yedek subay olarak Marmaris'te yapıyor askerliği. Şanslı pezevenk!)

*

Yine hem Ankara hem Kıbrıs etaplarında benimle beraber olan ve askerliğimin bitmesine en az benim kadar sevinen Ümrangül'e...

*

Gerek "askerlik nasıl gidiyor?" mevzusundan gerekse blogda yazdığım yazılar üzerinden bana destek olan ve beni yazma konusunda cesaretlendiren değerli arkadaşlarım Elvan, Özkan, Gülnur, Burak, Gökhan, Gönül'e... (Gökhan Gönül değil, iki ayrı şahsiyet bunlar) :D (Aynı zamanda öğretmendir tümü)

*

"Bir ihtiyacın varsa söyle, göndereyim" diyerek varlığını ve yalnız olmadığımı hissettiren arkadaşlarım Büşra, Esin ve Mustafa'ya...

*

Aynı dönemde askere gittiğim, benzer sıkıntılar yaşadığımız ve dönüşte ilk fırsatta görüştüğüm kıymetli dostum (kuzenim sayılır) Ufuk'a...

*

Askerde olmama rağmen ödevini bana yaptırmaya çalışan sevgili kuzenim Hasan'a... :))
Ve bu vesileyle askerliğimi yakından takip eden diğer kuzenlerim Arife, Cansu, Ceylan ve Mustafa'ya...

*

Sohbetinden her daim keyif aldığım arkadaşlarım Ülkü, Merve ve Gülse'ye...

*

Askerlik süresince benimle iletişimde olan ve desteğini esirgemeyen amcama... Üzerimde çok emeği var. ( Paşam :D )

*

Askerliğin ne demek olduğunu bilen ve askerin çekeceği sıkıntıları az çok tahmin eden kankalarım Muzaffer ve  Emrah'a...

*

İstanbul'daki değerli dostlarım (kardeşim gibidir ikisi de) Burak ve Halis'e...

*

Bu 6 aylık süreç boyunca maddi manevi her konuda yanımda olan ve desteğini esirgemeyen sevgili aileme...

*

Kıbrıs'ta askerlik yapmama vesile olan ve bu sayede yurtdışını da görmemi sağlayan Tsk'ya... (Sonuçta Kıbrıs farklı bir memleket ve yurtdışı olarak geçiyor.)

*

Ve son olarak...
Ülke olarak böylesine zor günlerden geçerken, askerlik vazifesini Kıbrıs gibi (askerlik açısından) rahat sayılabilecek, sorun yaşanmayan bir yerde yapma imkânı verdiği için Allah'a...

TEŞEKKÜR EDİYORUM.

*

Bir küçük hatırayla bitiriyorum yazıyı.
Girne'deydik, çarşı izninde. Öğle vakti... Bir kafeye girdik, bir şeyler söyledik falan... Ben de o anda ufak bir kağıda bir şeyler yazdım. Aslında daha önce paylaşacaktım bunu ama kâğıdı kaybettim. Daha sonra da ne yazdığımı hatırlayamadım ve kaldı öyle. Şiire benziyordu. Geçenlerde buldum o kağıdı, Aylak Adam'ın arasından çıktı. Şöyle bir şeydi:

*

Oturmuş, sana bunları yazıyorum,
Girne'de, Aroma Cafe'de,
Vakit öğlen...
Ahh, öyle değiştim ki sorma!
Ne de olsa yurtdışı görmüş adamım artık.
Gerisi iyilik, sağlık.
Soranlara selam
İmza: Yurtdışı görmüş adam.

26 Kasım 2015 Perşembe

Metis Ajandası

"Metis ajandası var mı?"
Girne'de aceleyle girdiğim kırtasiyede çalışan kıza sorduğum bu soru kızı şaşırtmışa benziyordu.
"Ajanda mı?"
"Hayır, Metis ajandası."
Anlamamış gibi baktı suratıma.
"Ajanda yani."
"Hayır, ajanda değil. Metis ajandası."
Şaşkınlığını sürdürerek etrafına bakındı, ben de bakındım. Bir başka görevli görse beni ona yönlendirecekti ama kimseyi göremedik. Çaresiz,
"Ajandalar bölümü şu tarafta, orada bulabilirsiniz." dedi. Eliyle gösterdiği yönden çok tırnaklarındaki oje ilgimi çekti. Zevkli bir kızdı. Pembe ojesi, pembe desenli bluzu ve kol saatiyle hoş bir uyum oluşturmuştu. Aksanından Kıbrıs'ın yerlisi olmadığı anlaşılıyordu. Düzgün bir Türkçesi vardı. Beni başından  savmaya çalışır bu halleri gözümden kaçmadı. "Hayır" dedim, "Fazla vaktim yok. Siz bulsanız?"
"Ne bulsam?"
"Metis ajandası."

Beni başından atamayacağını anlamış gibiydi. Ajandalar bölümüne yürüdük beraber, o önde ben arkada. Orada gördüğü görevliye can havliyle sarıldı. Az önce ajandalar bölümünü gösteren pembe tırnaklar bu kez beni gösteriyordu. Eliyle beni işaret ederek,
"Pelin" dedi, "Bu bey ajanda istiyor. Ona yardımcı olabi...
"Ajanda değil, Metis ajandası!"
"Evet evet, Metis ajandası."
Kızlar Metis ajandasının ne olduğunu bilmiyordu. Halbuki Metis yayınlarının çıkardığı küçük bir defterdi. Askerde yaşadıklarımı ve düşücelerimi yazmak için almak istemiştim. Kızların bu halleri de biraz hoşuma gitti açıkçası, ilk kız bulamadığında çıkıp gidebilirdim ama biraz sürdürmek istedim bu arayışı.
Pembeli kız gitti, artık Pelin'le arayışımıza devam ediyorduk. Devam ediyorduk ama arama, her geçen saniye biraz daha umutsuz bir hal alıyordu. Pelin bir ara "Ajandalar arasında çok çeşitli ürünler var ama sizin aradığınız yok galiba" dedi sessizden... Reyonun arkasında bulunan ve bu sessiz yakarışı duyan, yaka kartından isminin "Hakan" olduğu anlaşılan bir "bıyıklı" yaklaştı.
"Ne arıyorsun Pelincim?" (Ooo..  Pelincim falan... Bıyıklıya bak alskskdjks)
"Bu bey ajanda istiyor ama bulamıy
"Ajanda değil, Metis ajandası."
"Dur bir de ben bakayım" dedi bıyıklı ve rafları hızla didiklemeye başladı. Başını raflardan kaldırdı ve ameliyattan yeni çıkmış, kötü haberi verecek olan bir doktor edasıyla başını sallayarak (ulan altı üstü ajanda aradın, ne bu pozlar? sksjdksk) "Maalesef beyefendi, Metis ajandası bizde yok." dedi.
"Peki, teşekkür ederim. Kolay gelsin." diyerek bıyıklıyı Pelinciğiyle başbaşa bıraktım.

Çıkış kapısına yöneldim. Kapının sağında "Dilek ve önerilerinizi bizimle paylaşabilirsiniz." yazan bir kutu vardı. Kutunun önünde duran küçük kağıtlardan birine "Metis ajandası yok. Nasıl olmaz? Edinin." yazıp kutuya attım.
Kapıdan çıkarken Pelin ilk kızın yanına gelmiş, benim çıkışımı seyrediyorlardı. İçimden mırıldanarak çıktım: "Metis ajandası yokmuş. Nasıl olmaz?!"

Bu Metis ajandası arayıp da bulamama hadisesi bana İstanbul'daki bir anımı hatırlattı. Akşam saatlerinde, açık havada bir mekanda oturuyoruz. Tabi yine nargile var :)) Hava serin. Ben de üşüdüm biraz, görevliden şal isteyeceğim. Görevliyle aramızda şöyle bir diyalog yaşandı:
"Affedersiniz, şal var mı?"
"Ne şalvarı abi?"
?
"Şalvar değil kardeşim, hani üşüyünce omzumuza atıyoruz ya. Şal, şal!"
"Ha şaaalll. Olmaz mı abi, getiriyorum hemen." :D
(Bu diyaloğun bir benzerine Güldür Güldür'de rastladım geçenlerde. Çok fena dejavu yaşadım :d)
Bu da böyle bir anımdır. Ahh ulan... Özledik be. Valla.


(30.10.2015)