"Alo, Ali?"
Evimdeydim. Oscar ödül töreni yaklaşıyordu. Her yıl yaptığım gibi Oscar'a aday gösterilen filmleri inceliyordum. Aralarından izlemeye değer bulduklarımı seyredecektim ve kendimce tahminlerimden oluşan bir Oscar ödülleri listesi oluşturacaktım. Yabana atmayın, takip ettiğim ilk yıl 24 ödülden 17'sinin kime gideceğini doğru tahmin etmiştim. Yüksek bir orandı ve eminim bu denli yüksek bir oran yakalayamayan nice sinema eleştirmeni vardır. Bu noktada kuvvetli bir alkış istiyorum. Teşekkürler.
(Benden başka böyle bir uğraşı olan arkadaşım var mı çok merak ediyorum. Her yıl Oscar ödüllerini takip eden ve kendi tahminlerini oluşturan? Varsa yazsın lütfen. Böyle arkadaşları olanları çok kıskanıyorum. Bizimkiler varsa yoksa futbol amk!)
İşte böyle bir akşamda telefonum titredi. Kendimi filmlere kaptırmış olmalıyım, kimin aradığını merak etmeden, ekrana bakmadan açtım. Telefondaki ses benden önce girdi söze:
"Alo, Ali?"
İlkin telefondaki sesin bir kadın sesi olduğunu anladım. Ardından da sesinin ağlamaklı geldiğini. Sesin kime ait olduğunu öğrenmek için telefon ekranına baktığımda kayıtlı olmayan bir numara olduğunu gördüm.
"Efendim?" dedim. Hiç kendimden emin çıkmamıştı sesim.
"Nerdesin?" diye sordu telefondaki ses.
"E...evdeyim."
"Biliyorum çok yersiz olacak ama... Müsait misin?"
Artık emin olmuştum. Telefonun diğer ucunda ağlayan bir kadın vardı. Ama kimdi ve neden ağlıyordu? Ağlamaklı bir sesle konuştuğu için de kim olduğunu çıkaramıyordum.
"Mü...müsaitim." dedim. Neden kekeleyerek konuşuyordum ki şimdi?
"Yardımına ihtiyacım var" dedi. "Hiç iyi değilim." Bir kadın neden yardıma ihtiyaç duyduğunda beni arasındı ki? Ben kendi içimde bunu sorgularken konuşmaya devam ediyordu telefondaki ses:
"Buraya gelebilir misin? Yanıma? Ya da dur..." Bir süre ikimiz de konuşmadık. Bu sessizlikte burnunu çektiğini duydum. Bir şeyler söylemeli miydim? Ama bana dur demişti, o yüzden onun konuşmasını bekledim. Sessizliği bozan yine o oldu: "...dur, ben oraya geleyim en iyisi. Müsaitim demiştin değil mi?" Müsaitim demiştim ama kim olduğunu hâlâ anlayamamıştım. Ve aklından çıkarma, telefonda ağlayan bir kadına kim olduğu sorulmaz.
"Müsaitim, gelebilirsin tabi." Hala kendimden emin değildi sesim.
Cevap vermeden kapattı telefonu. Yanıma gelmek istediğine göre evimin yerini biliyordu. Beni iyi tanıyan biri olmalıydı. Ama ben hâlâ kimin geleceğini çözememiştim.
Akşamın ilerleyen saatlerinde gelen bir telefon... Beni tanıyan biri, muhtemelen ben de onu tanıyorum ama kim olduğunu çıkaramıyorum. Elimde çok az ipucu var; zor durumda olan bir kadın, ağlayan bir kadın, beni iyi tanıyan bir kadın, bana ihtiyacı var ve şu an yolda olmalı.
Oscar incelememe ara verip bilgisayarın başından kalktım. Evi toparlamalı mıyım? Ev dağınık mı ki? Kendime çeki düzen vermeli miyim? Kılıksız mıyım ki? Dişlerimi fırçaladım, mutfağa ve salona bir göz attım. Odamı hafiften toparladım. Kapının kilitli olduğundan emin olmak için kilidi yokladım (Bunu neden yaptım bilmiyorum). Başka ne yapabilirim? Ben bu kararsızlıklar ve bilinmezlikler silsilesi içindeyken kapı çaldı. Bu kadar çabuk gelmiş olabilir miydi?
Bi saniye... Hemen dönücem.
2 Mart 2016 Çarşamba
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
0 yorum:
Yorum Gönder