16 Eylül 2016 Cuma

Demirin Tuncu...

Bildiğiniz gibi okullarda Öğrenci Andı'nın okutulması yasaklandı. 1933 yılında okunmaya başlanan Ant, 2013 yılında değerli iktidarımız tarafından kaldırılmıştı. PKK elebaşı Öcalan bunun milliyetçi ve ırkçı bir metin olduğunu öne sürmüş ve kudretli iktidarımız da çözüm süreci ayağına Andımız'ı yasaklamayı uygun görmüştü.

*

Her neyse... İşin siyasi boyutuna fazla girmeden...

*

Andımız yasaklanmıştı ama Bakırköy'deki bir özel okulun öğrencilerinin ve velilerin tepkisine neden olmuştu. Öğrenciler okul yönetimine başvurmuş ve yeni bir "And"a ihtiyaçları olduğunu belirtmişlerdi. Bunun üzerine harekete geçen okul yönetimi büyük şair Ataol Behramoğlu'ndan yeni bir öğrenci andı yazmasını rica etmişti.

*

Ataol Behramoğlu bu ricayı geri çevirmedi ve;

"Türkiye yurdumuz,
Türkiye sevincimiz,
Türkiye umudumuz,
Sen dünümüz, bugünümüz,
Sen yarınımsın ey büyük Atatürk..."

diye başlayan yeni bir and kaleme aldı.

*

Öğrencilerin yeni "And"ı okudukları ilk gün okulun kurucusu da bahçedeydi. Onların yurt ve Atatürk sevgisi temelindeki bu andı coşkuyla okumaları üzerine çok duygulanmış, öğrenciler ağladığını görmesinler diye hemen odasına koşmuştu. Tüm birikimini yatırdığı Taş Mektep'in çocukları dururlar mı? Onlar da bir koşuda arkasından odaya doluşmuştu.
Orada hep bir ağızdan bir kez daha Öğrenci Andı'nı okudular. Onlar gittikten sonra da kurucu, sevinç ve gururla hıçkırarak ağlamıştı.

*

Pazartesi günü okullar açılacak. Taş Mektep'in öğrencileri yine Öğrenci Andı'nı coşkuyla okuyacaklar. Ama okulun kurucusu bu defa bahçede, çocuklarının arasında olamayacak.
Çünkü Taş Mektep'in kurucusu Tarık AKAN'dı.

*

Gerçek sanatçılar ölmez, sadece yattığı yer değişir.
Gönlümdesin.
Nur içinde yat.

15 Eylül 2016 Perşembe

Kelimeler Albayım

Selam.

Birçoğumuz yaz aylarında memleketine gider ve ailesiyle zaman geçirir. Ben de haliyle Adana'ya geldim. 26 yıldır yaptığım gibi dedelerimi, nenelerimi ziyaret ettim. Onlarla sohbet etmek büyük keyif. Bu yazıda da onlardan duyduğum ve unutulmaya yüz tutan sözcükleri derledim. Aslında bu coğrafyada pek çok insan kullanıyor bu sözcükleri ama gün geçtikçe daha az duyar oluyoruz. Benim gibi yıllardır dışarda yaşayanlar ise hiç duymuyor ve kullanmıyor.

Büyüklerimize ve bu kelimelere duyduğum saygıyla başlıyorum. Yalnızca Adana'ya geldiğim zaman duyduğum kelimeler:

*

a) Cangama: 1. Anlamsızca çıkarılan gürültü.
Çocuklar oyun oynamaktadır ve haliyle gürültü de yaparlar. Çocuk sonuçta. Evin büyüklerinden biri "Ne bu cangama?!" diye ortama girer ve bu yolla çocukları susturur.

2. Gereksiz tartışma.
Lüzumsuz bir konunun tartışıldığı bir ortamda bu tartışmadan pek de memnun olmayan biri ortama dahil olur ve "Kesin cangama etmeyi!" diyerek tavrını ortaya koyar.

*

b) Horanta: Bir hanede yaşayan insan mevcudu, o evin horantası demektir. Kısaca "ev halkı" da denebilir.
Yemeğe oturulduğu zaman ev halkının çoğu sofrada değilse "Hani, nerde bu horanta?" diye soran biri mutlaka çıkar.

*

c) Celfin: Henüz olgunlaşmamış tavuk.
Yeni doğan bir civcivin cinsiyeti belli değildir. Büyüdükçe tavuk mu horoz mu olacağı belli olur. İşte tavuk olacağı anlaşılan o civcivler artık birer celfin olmuş demektir. Horozlar kesilebilir ve afiyetle yenebilir. Ama tavuk besleyen hiçbir aile celfinleri kesmez. Çünkü o, ilerde tavuk olacak ve yumurta verecektir.
"Celfinlerin açılması" tabiri ise celfinin yumurtlamaya başladığını ifade eder. Artık o, genç bir tavuktur.

*

ç) Sehen: Derinliği az olan metal kap.
Aslında bunu hepimiz biliyoruz. Bildiğimiz "sahan" bu. Ama Adana insanının naifliğinden olsa gerek, sehen daha ince ve kulağa hoş gelen bir sözcük olduğu için sahan'a tercih edilmiş.
Allah aşkına yüksek sesle önce sahan, ardından sehen deyin. İnceliği siz de göreceksiniz.

*

d) Çemremek: Giysilerin kollarını ve paçalarını sıvama işi. Sıvamak.
Bir dereden geçilecekse eğer "Ayaklarını çemre" uyarısını duyarsınız. (Yalnız dikkat, paçalarını değil ayaklarını! :D) Bu uyarı "Paçalarını sıva" anlamına gelir ve duyan kişi koşulsuz riayet eder.

*

e) Süven: Bahçe kenarlarına tel çekmek, bahçe sınırını belli etmek için çakılan kazık.
Daha sonra bu süvenlere tel çekilir veya uzun ağaçlar çakılır ve sınır çekilmiş olur.
Buralara özgü bir ozanın şiirinde geçiyordu: "Süven için kavga eder / Bizim köyün adamları." diye. Oradan aklımda kalmış.

*

f) Garsampa: Tek kelimeyle açıklamak gerekse "dağınıklık" derdim. Açacak olursak evde dağınık ve düzensiz halde bulunan eşya yığını.
Hani aradığın bir şeyi bulamadığın, her yer her yerde bir durum olur ya. Birbiriyle alakası olmayan eşyalar bir araya gelip bir yığın oluşturmuştur... İşte onun adı garsampa.

*

g) Zeng olmak: Meyve, sebze gibi ürünlerin zarar görmesi durumu. Bu olay, ürün henüz dalındayken ve doğal sebeplerle meydana gelir. Havaların soğuk gitmesi, yağışlar (dolu, kar vs) gibi etkenler ürünlerin zarar görmesine sebep olur. Bunun neticesinde de "Üzümler bu sene zeng oldu" denir. Buradan bu yıl üzüm hasadının iyi olmayacağı ve güzel üzümler yiyemeyeceğimiz sonucu çıkar.

*

h) Araya gitmek / Araya vermek: Bir şeyin boşa gitmesi, harcanması, ziyan olması durumu.
Bu deyim günlük kullanımda "ariye gitmek" şeklindedir.
"Güzelim yemek yenmedi, ariye gitti." cümlesi, yemeğin ziyan olduğunu anlatır.
Orhan Kemal de bir kitabında "Parayı paraya vereceksin, araya değil." diyordu. Adanalıdır zaten o da. Bilir buraların dilini. (72. Koğuş'tu kitap da. Hatırlarsın Bayan Dalkılıç'tan.)

*

ı) Dıkılmak: Girmek.
Açıklaması en kolay olan eylem bu. Benim de en sevdiklerimden. Söylemesi çok zevkli: dıkılmak. :d
Dıkıldım, dıkıldın, dıkıldı.
(Girdim, girdin, girdi.)
"Geçen Türkangilin bostana mal dıkılmış." cümlesini açıklamaya gerek görmüyorum. E mal dıkılmış işte :D

*

Şimdilik bunlar var... Bu tarz kelimelerden duydukça ikinci bir yazı daha yazabilirim belki. Yazmak güzel şey azizim. Yazmayalı da epey olmuştu buraya, özlemişim.